Siyasetin bugün yaşadığı en büyük handikapı, “seviye sorunu”dur.
Tayyip Bey yüzünden siyasette üslup o denli bozuldu ki, herkes birbirine ağzına ilk geleni söylemekte hiçbir beis görmüyor.
-Şerefsiz!.. Müfteri!.. Namert!..
-Sensin şerefsiz!.. Sensin müfteri!.. Sensin namert!..
Bunlar yetmedi; şimdi de Tayyip Bey’den, o da oruçlu ağzından, “Namussuzlar, alçaklar” sözünü duyduk.
Bu açıkça hakarettir, üstelik de çok ağır bir hakaret ve küfürdür.
Bir başbakanın hiçbir koşulda söylemeyeceği, söyleyemeyeceği, söylemekten imtina edeceği bir sözdür.
***
Ama Tayyip Bey çok rahat söylüyor. Söylerken de “Bakın çok açık söylüyorum” diyor.
Üstelik de adına “demokratik” dediği açılım sürecinde söylüyor.
Bir kere, bu tür sözleri söyleyen birinin “demokrat” olması/olabilmesi hiç mümkün değildir.
Dolayısıyla böyle birinin “demokratik açılım” yapması/yapabilmesi de kesinlikle mümkün değildir.
Çünkü bir kişinin, üstelik de başbakan olan bir kişinin dağarcığı, siyasî rakiplerine “namussuzlar, alçaklar” diyecek kadar sığsa ondan demokrasi ve demokratikleşme adına bir şey beklenemez.
***
Onun içindir ki, Tayyip Bey’in “atılım” ve “açılım”larına kendi yandaşlarının dışında kimse güvenmiyor, güvenemiyor; inanmıyor, inanamıyor.
İçeriği hâlâ belli olmayan “demokratik açılım”a destek verenlerin bir kısmı bile, Tayyip Bey’e güvendikleri için değil, böyle bir açılımı gerekli gördükleri için tercihlerini bu yönde ortaya koyuyor.
Ben iddia ediyorum: Böyle bir açılım sürecini Tayyip Bey dışında başka bir lider başlatmış olsaydı ve açılımın içeriğini açarak, uzlaşma adabına da uyarak sürdürseydi, destek halkasını çok genişletmiş olurdu.
Ama anlaşılan, bu tür işler Tayyip Bey’e göre değil…
Tayyip Bey, bir kere uzlaşma nedir, bilmiyor.
Kendisine şöyle ya da böyle tepki gösteren bir çocukla bile uğraşıyor. (O çocukla şimdi mahkemelik.)
O nedenledir ki, Tayyip Bey’in uzlaşma istediğine ben şahsen inanamıyorum.
***
Konunun bir başka tarafı daha var:
Ülkemiz öyle bir hâle getirildi ki, insanımızın neredeyse derdini söylemesi, hakkını araması bile yasak oldu!
Hemen herkes ürküyor, korkuyor!
Geçen gün bir türkü dinledim... Bir yerinde şöyle deniliyor:
-Ürküyoruz derdimizi demekten!
Bu çok vahim bir durumdur!
“Ürküyoruz derdimizi demekten” diyen kardeşimiz kesinlikle abartmıyor!
Çünkü televizyon ekranlarında da görüyoruz ki, hak arayanlar, bir şeye tepki gösterenler apar topar toplama kampına götürülür gibi götürülüyor.
Uygulamalar, o kadar ki, sıkıyönetim dönemlerini bile aratıyor.
Böyle bir ülkede “demokratik açılım” mı olur?
***
Gazeteci arkadaşlarım çok iyi bilirler:
Biz, yalan söyleyene, “yalancı” demekten bile sakınırız.
Onun içindir ki, “Hilafı hakikat beyanda bulunuyor (gerçek dışı açıklama yapıyor)” deriz; mesleğe yeni başlayanlara da böyle demelerini tavsiye ederiz.
Ama içinde bulunduğumuz süreçte herkes ilk ağzına geleni söylüyor.
Yalancı sözü bile artık çok hafif kaldı.
Tayyip Bey yüzünden ne yazık ki siyasetin üslubu iyice bozuldu! Dahası üslup diye bir şey kalmadı!
***
Kimse yanlış anlamasın:
Siyasette hiçbir zaman sert ve ağır ifadeler kullanılmaz demek istemiyorum.
Bal gibi de kullanılabilir… Ama benim demek istediğim o değil…
Dağarcığı ve becerisi yetenler, hatta espri yeteneği olanlar, rakiplerini “ti”ye bile alabilirler.
O başka… Fakat hakaret ve küfür başkadır.
Hakaret ve küfür, ham insan işidir.
Küfür ve hakaret hem nezakete aykırıdır, hem de dinsel açıdan haramdır, günahtır.
Kâmil insan, olgun insan hakaret etmez, küfretmez!
Hakaret ve küfür, kısa günün kârı olabilir…
Ama uzun vadede kendi sığlığı içinde yok olur gider
Süleyman Yağız
DSP istanbul Milletvekili |